FOREX FİRMALARI VE FOREX

20/5/2008 ·

Piyasa :

FOREX Dünyadaki en büyük ve en hızlı gelişen piyasadır. Günlük ortalama işlem

hacmi 2 trilyon Amerikan Doları’dır. Forex piyasaları çoğunluk olarak döviz birimleri

arasında bir değişim platformu olarak kullanılsa da, gelen talepler üzerine zamanla altın,

gümüş gibi kıymetli madenlerinde kaydi olarak alınıp satıldığı, petrolün işlem gördüğü

hatta çeşitli hisse senedi endekslerinin de değişime girdiği çok geniş yatırım imkânları

sunan bir piyasa haline gelmiştir.

Bu piyasalarda işlem yapanlar;

- Kurumsal yatırımcılar,

- Kurumlar, merkezi ve ticari bankalar,

- Hedge fonları,

- Sizin gibi bireysel yatırımcılardır.

Piyasanın İşleyişi :

Forex piyasalarında alınıp satılan ürün, çeşitli ülkelerin paralarıdır. ( Aynı zamanda

altın ve gümüş işlemleri de yapılır.) Örneğin, EURO almak için Amerikan Doları

verirsiniz, ya da Japon Yen’i vererek Kanada Doları alırsınız. Bu işlemler günümüzde

online olarak bilgisayar ortamında gerçekleşmektedir. Siz paranızı Amerikan Doları olarak

yatırır, sonra istediğiniz ülkelerin para birimleri arasında işlem yapabilirsiniz. İki ülke para

biriminin birbirine bölünmesiyle ortaya çıkan birime parite denir. EUR/USD (

Euro/Amerikan Doları) paritesi 1,2800/1,2802 şeklinde olduğunu varsayarsak, 1Euro

almak içi 1,2802 Dolar (sağ tarafta yazılı olan değer) ödememiz gerekmektedir. Parite

fiyatı 1,2830/1,2832 olduğunda bu işlemi kapatmak istersek, 1Euro karşılığı olan 1,2830

Dolar (sol tarafta yazılı olan değer) alırız. Arada oluşan fiyat farkı bizim yatırdığımız

sermayeye kâr ya da zarar olarak yansır.

Piyasaların Açık Olduğu Zaman Dilimleri :

Forex piyasalar hafta içi her gün, günün 24 saati işlem görürler. Dünyanın çeşitli

yerlerindeki işlem saatleri farklı olduğu için Türkiye saati ile Pazar geceyarısı, Yeni

Zelanda açılış yaptıktan sonra sırasıyla, Avustralya, Tokyo, Hong Kong, Singapur, Dubai

ılır. Bu ülkeler piyasası kapanmaya yakın, sabah 8 saatlerinde Avrupa piyasaları sırasıyla

ılış yapar, ardında Amerika piyasası Türkiye saati ile 15:30 da açılış yapar. Yine Türkiye

saati ile gece 12 ye kadar işlem görür ve tekrar Yeni Zelanda piyasaları ılır. İşte bu

döngü Cuma gecesi Amerika piyasalarının kapanmasıyla tatile girer. Bu sayede 5 gün, 24

saat işlem gören bir piyasadır. Sizde işlem yapmaya başladığınızda haftada 5 gün 24 saat

işlem yapabilirsiniz.

8

Hatırlatalım ki, piyasaya yön veren verilerin en çok Amerika’dan gelmesi sebebiyle,

öğleden sonra Amerika piyasalarının açılmasıyla piyasalarda bir hareketlilik gözükebilir.

Bu hareketleri takip etmeniz avantajınıza olacaktır.

Forex’te Piyasasındaki Riskler ?

Forex’te, normal piyasa koşulları altında hiçbir zaman yatırdığınızdan daha fazla

kaybetmezsiniz. Fakat kazancınız da bir sınır yoktur. Piyasa, pozisyonunuz yönünde

olumlu geliştiğinde, yatırılan miktarın çok üstünde işlem yaptığınız için, kaldıraç sistemi

sayesinde, teminatınızın çok üstünde kazanabilirsiniz. ( Kaldıraç sistemi 3. bölümde

tanımlanmıştır. )

İşlem Yapmaya Nasıl Başlanır ?

Eğer bu piyasalarda işlem yapmak isterseniz, öncelikle bu piyasalarda işlem

yapmaya yetkili bir kurumla ya da kurumun Türkiye’deki anlaşmalı temsilcisiyle irtibata

geçip, bir hesap açmanız gerekiyor. Hesap açtıktan sonra kredi kartı ya da banka

hesabından havale yolu ile para yatırıp, işlem yapmaya başlayabilirsiniz.

Aynı zamandan bu piyasalarda tecrübe kazanmak için, bu şirketlerin demo hesapları

ile sanal para / sanal kazanç çerçevesi içinde işlem yapabilirsiniz.

Forex Ekranı Nasıl Takip Edilir?

Online olarak, internet erişimi sağlanılan her yerden her zaman erişim sağlanabilir.

Bağlı olduğunuz kurum tarafından tasarlanan bu ekranlarda, pozisyonunuzu görebilir, yeni

pozisyon açabilir, fiyatları canlı takip edebilir, grafiklerden faydalanabilir, haberleri takip

edebilir, ekranı kendinize özel ayarlayabilirsiniz.

Easy Forex (FX) Website
Online 24x7 Trade. Only $100 Start
Competitive Spreads, Live training!
www.Easy-Forex.com

Forex
24 hour FX trading. No commissions.
CC, PayPal, Wire Transfer accepted.
www.AvaFX.com

Forex
GFT -For all Forex needs. Wordwide
Leader in Online Forex Trading.
www.GFTForex.com

Forex Platformlar Merkezi
Herkese USD/TRY: 13 Pips
Aradığınız Tüm İmkanlar Burada.
www.eParite.com

Forex Online Broker
Döviz, Altın, Petrol, Gümüş yatirim
0 Komisyon,düşük spread, 2 Platform
www.iFOREX.com

Döviz-YTL-Altın İşlemleri
Faizsiz Sınırsız Pozisyon Taşıma
Hemen Ücretsiz Sanal Hesap Deneyin
www.forexpark.net

Forex
24 Saat Döviz Al/Sat - Para Kazan.
Dünya Piyasalarında Forex İşlemleri
www.Turkce-Forex.com

Forex artık 1 pip spread
Mini hesap açılışı Türkçe platform
Ücretsiz danışma al-sat sinyalleri
www.forexsignalsturkey.com

Forex Trading - Free Demo
Trade online with zero commissions.
0.5% margin and instant fills.
www.gcitrading.com

Forex-Parite'de Son Nokta
FX Piyasalarında Al-Sat Sinyalleri
Online Parite ve Altın İşlemleri
www.noktafx.com

VOB'da istikrarlı kazanç
Profesyonel destek alın, rahat edin
Son 12 ayda %737 kazandırdık
www.yatirimteknolojileri.com

eBay ® - Yetkili Sitesi
Forex imi ariyorsunuz?
Herseyi burada bulabilirsiniz.
www.eBay.com

Online Forex Trading
Free Forex trading software.
zero commissions and low margin
www.Forex.ch

AZERİ GAZETELERİNDEN SEÇMECELER

19/5/2008 ·

BU BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ

19/5/2008 ·

Dün gece yine ölümle burun buruna geldim                                                        .
Kendime bir zarar geleceğinden değil ama karım Cemile ne yapar sonra.
Biz akşam yemeğimizi genelde saat 11-12 gibi
yerdik, ama ev sahiplerimizin misafiri geldiğinden geç vakitlere kadar
oturup yatmadılar. Neyse ki konukların gitmesiyle birlikte uykuya
daldılar. Bir süre ortalığın sakinleşmesini bekleyip, yiyecek toplamaya
başladım. Bugün misafirler geldiği için menü çok zengindi. Pasta
ve börek
kırıntılarına
bayılırız. Her neyse ben nevaleyi toplarken birden mutfağın ışığı yandı ve
"Aaaaaa! Karafatma"

diye bir ses duydum.
**** adam, ben bir erkeğim Fatma da nereden çıktı. Benim adım İsmail.
Böyle şeyler delikanlıyı bozar.

Hadi beni karımla
karıştırdın diyelim. Sen ne kadar korkak bir adamsın. Benim kaç katım
büyüklüğünde olmana rağmen bu bağırış da ne böyle? O korkunç sesin
kesilmesiyle birlikte, sanki ben ona bir kötülük yapmışım gibi beni
kovalamaya başladı.
İnanın o kadar da dikkat ediyorum,
tabak, çanak bardak üzerinde dolaşmamaya çünkü bu dingilin karısı çok
titiz. Bazen diyorum ki bu gıcıkların misafiri geldiğinde git ortalarda
dolaş böylelikle utanılacak duruma düşsünler. Ama yapamıyorum işte. Ne
olursa olsun, ekmek yediğin tekneye kötü gözle bakmamak
gerekir.
Ben eve geldiğim ilk yılları hatırlıyorum
da ne güzeldi o günler. Rahmetli kayınbabam ve kayınvalidem beni evlerine
kabul etmişlerdi. O zamanlar rahattık, çünkü ev sahibimiz Rıza amca kördü.
Bu sebeple evin her yerinde serbestçe dolaşabiliyorduk. Hatta Rıza amcayla
aynı sofrada yemek yediğimiz günlerde oldu.

Gerçi bizleri
görebilseydi nasıl davranırdı bilmem ama o hep yüreğimizde yaşayacak. Rıza
amcanın durumu pek iyi sayılmazdı, memur emeklisiydi. Bu evde rahmetli
karısınınmış, bu yüzden yiyecek konusunda bu kadar fazla seçeneğimiz
yoktu. Ama daha mutlu ve huzurluyduk.
Rıza amca bir gün görünmez kazaya
kurban gitti. Gerçi onun için bütün kazalar görünmezdi. Rıza amcanın
toprağa verildiği gün biz de oradaydık. Karşı komşusu Osman Zeki Bey bize
geldiğinde ceketini asmıştı. Biz de bunu fırsat bilip ceketin cebine
girdik. Ardından Osman Zeki beyle birlikte mezarlığa doğru yola koyulduk.
Rıza amcanın üç tane oğlu vardı ama bugüne kadar sadece nüfusta
gözüküyorlardı. Hayırsızlar daha ilk günden evi satışa çıkardılar. Evi şu
anda oturan adam ve karısı satın aldı. Eve ayak basmalarıyla kayınbabam ve
kayınvalidemi öldürmeleri bir oldu.

Adam sonra iğrenerek
cansız bedenleri kâğıda sararak çöpe attı. Sanki kendisi çok temizmiş
gibi. Halbuki tuvaletten çıktıktan sonra ellerini yıkamadığına defalarca
şahit oldum.
Şimdilerde kendine
üzerinde rahmetli kayınvalidemin resmi olan bir ilaç almış, durmadan
üzerimize sıkıp duruyor. Kayınvalidem Sultan Hanım gençliğinde fotomodel
olduğu için bu tür ilaçların üzerinde resmi bulunuyor. Hatta bir iki
reklam filminde de oynamıştı. Ama evlenince mecburen bıraktı. Çünkü
kayınbabam tam bir Osmanlı erkeğiydi. Bugüne kadar rahmetli Rıza amcanın
anısına bu evde oturduk, artık daha fazla dayanacak halimiz kalmadı. Eşe
dosta haber saldık. Kendimize göre bir ev bulur bulmaz taşınacağız
buradan. Belki de sizin evinize yerleşiriz hayat bu
belli mi olur…

16/5/2008 ·

 

Ray Sigorta olarak sektörde 50. yılımızı geride bırakmanın mutlulu_unu

ya_ıyoruz. Bu süre içerisinde sizlerin ve sigortalılarımızın da deste_iyle geli_tirdi_imiz

birçok sigorta ürünüyle, hayatınızın her alanında yer almaya ba_ladık. Ve hayatı

daha kolay, daha güvenli bir hale getirebilmek için, her gün daha fazla çalı_ıyoruz.

50. yıl sevincimizi sigortalılarımızla payla_mak için, yepyeni ve avantajlı bir

kampanyaya imza atıyoruz. 15.05.2008-30.06.2008 tarihleri arasında otomobillerinin

kasko sigortasını Ray Sigorta’dan yaptıranlar, POAS istasyonlarından 100 YTL’lik

akaryakıt hediyesi kazanıyor ve cazip taksit seçeneklerinden de yararlanabiliyorlar.

Nice 50 yıllarda beraber olabilmek umuduyla…

Ray Sigorta

A.

BENZ_NL_ KASKO KAMPANYASI

KAMPANYA _ARTLARI

1. Kampanyadan hususi, binek otomobili bulunan ve kampanya dönemi

içerisinde Ray Sigorta A._’dan Birle_ik Kasko, Standart Kasko ve Mensuba

Özel Kasko Sigortası yaptıran sigortalılar yararlanabilir.

2. Kampanya hediyesi; POAS’tan 100 YTL tutarında akaryakıt kontörü yüklü

karttır.

3. Kampanyadan yararlanacak sigortalılar, Akaryakıt Hediye Kartı kullanım

haklarını ba_kalarına devredemezler. Hediye Kartları sigortalı araçların plaka

numaralarına düzenlenir. LPG ile çalı_an araçlar kampanyadan faydalanamaz.

4. Kampanya, 15/05/2008 Saat 00.00’dan, 30/06/2008 saat 23.59’a kadar

geçerlidir.

5. Akaryakıt hediye kartları satılamaz ve nakde çevrilemez. Daha az yakıt

alımında aradaki fark istenemez.

6. Kampanyadan yararlanan sigortalıların poliçe ba_langıç tarihinden sonraki

3(üç) ay içerisinde yapılan poliçe iptallerinde kampanyadan do_an hakları

sona erer. Kampanya kapsamında sigortalıya verilen akaryakıt hediye kartları,

poliçe priminden dü_ülür ve sigortalıya bu _ekilde iade yapılır.

7. 31/12/2008 Tarihine kadar kullanılmayan akaryakıt hediye kartları iptal olur ve

kullanılamaz.

8. Ray Sigorta A._ kampanya tarihleri ve kampanya ko_ullarında de_i_iklik

yapma hakkını saklı tutar.

9. Kampanyaya Türkiye’de ikamet eden, 18 ya_ını dolduran herkes katılabilir.

10. Kampanya ile verilen akaryakıt hediye kartlarının kaybedilmesi, zarar görüp

de_i_tirilmesi gibi talepler durumunda sorumluluk Sigortalı’ya aittir. Ray Sigorta

A._’nin bir sorumlulu_u bulunmamaktadır.

11. Kampanyaya Ray Sigorta A._ çalı_anları ve Ray Sigorta A._ acenteleri

katılamaz.

12. Kampanyaya ili_kin detaylı bilgi için (212) 444 4 729 no.lu telefondan Ray

Sigorta Mü_teri Hizmetleri’ne danı_ılabilir.

13. Kampanya hediyesi, Ray Sigorta A._ tarafından poliçe onay tarihinden 30 gün

sonra sigortalılara ula_tırılmaya ba_lanır.

14. Kampanyaya katılanlar yukarıdaki _artları kabul etmi_ sayılır.

 

 

 

SIKÇA SORULAN SORULAR

_ Kasko Sigortamı yaptırdım. Akaryakıt hediye kartım elime ne

zaman ve nasıl ula_acak?

_ Akaryakıt hediye kartınız, kasko sigortanızı yaptırdıktan 30 gün sonra

poliçenizde belirtilen adrese gönderilecektir. Bu yüzden poliçenizin

üzerinde belirtilen ileti_im bilgilerinize dikkat etmeniz gerekir.

_ Akaryakıt hediye kartımı ba_ka bir araca akaryakıt almak için de

kullanabilir miyim?

_ Akaryakıt hediye kartınız aracınızın plaka numarası adına özel olarak

düzenlenmi_tir. Bu yüzden ba_ka bir araca yakıt almak için

kullanılamaz.

_ Akaryakıt hediye kartımın bir kısmını kullandım. Geri kalan miktarı

nakit olarak alabilir miyim?

_ Akaryakıt hediye kartları nakde çevrilemeyece_inden dolayı, hediye

miktar nakit olarak alınamaz.

_ Kaskomu yaptırdıktan iki ay sonra poliçemi iptal etmek zorunda

kaldım. Akaryakıt hediye kartım ne olacak?

_ Kasko sigortanızı ba_langıcından sonra 90 gün içerisinde iptal etmeniz

durumunda akaryakıt hediye bedeliniz olan 100 YTL kasko priminizden

_ülerek prim iadesi yapılır. Poliçe ba_langıcınızın üzerinden 90 gün

geçmi_ ise akaryakıt hediye kartı sigortalımızda kalır ve iade priminden

herhangi bir bedel dü_ülmez.

__

_

_ Aracım dizel yakıt ile çalı_ıyor. Kampanyadan yararlanabilir

miyim?

_ Aracınız ister benzinli ister dizel olsun kampanyadan yararlanabilirsiniz.

Akaryakıt hediye kartı otogazı kapsamadı_ı için, kampanyadan sadece

LPG ile çalı_an araçlar yararlanamaz.

_ Akaryakıt hediye kartımı nerede kullanabilirim?

_ Akaryakıt hediye kartınızı tüm POAS istasyonlarında kullanabilirsiniz.

_ Kampanya ile ilgili daha detaylı bilgiyi nereden alabilirim?

_ Kampanya ile ilgili her türlü sorunuz için (212) 444 4 RAY (729) Ray

Sigorta _leti_im Merkezine ula_abilirsiniz.

 

 

Beyaz poşet

8/4/2008 ·

Genç adam sokağın başındaki büyük binanın giriş katında camın tam kenarında oturup dışarıya bakan yaşlı kadınla selamlaşıyordu her sabah… Kadın bir gün genç adama seslendi:

- Bakar mısın delikanlı?

- Buyur teyzecim?

dedi her sabah selamlaştığı kadına ve cama yaklaştı. Yaşlı kadın:

- Evladım benim iki bacağım da yok bana ekmek parası verir misin?

dedi. Genç adam çok üzüldü ve bütün parasını kadına verdi. Sonra işe gitti. İş yerinde hep o kadını düşündü. Kim bilir ne zordu kadının durumu. Kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar zordaydı. İki bacağı da yoktu. Ertesi sabah erkenden kalkıp bakkala gitti. Bir şişe süt ve bir ekmek aldı… Kadın camdaydı. Poşeti kadına verdi. Kadının gözlerinde ki mutluluk onu heyecanlandırdı. İyi bir şey yaptığına inanıyordu. İçinde çok büyük bir huzur vardı.

İş yerinde ki bir arkadaşına durumu anlatınca, arkadaşı kahkahalarla gülmeye başladı:

- Oğlum sen manyak mısın, hangi devirde yaşıyoruz. Senin gibi saflar inanır buna sadece. Bacakları yokmuş? Ben de yedim! Safsın oğlum kabul et. Her cam kenarında oturanın bacakları olmasaydı memleket bacaksızdan geçilmezdi.

dedi ve alay etti. O gün akşama kadar genç adamın ağzını bıçak açmadı. Arkadaşının sözlerini düşündü hep! Ya Ümit haklıysa? Ama kadının bakışları çok inandırıcı ve huzur doluydu.

Ertesi sabah yine bir şişe süt ve bir ekmek aldı. Kadının penceresine doğru yaklaştı, ona görünmeden binanın arka tarafında bulunan giriş kapısından içeri girdi ve elindeki poşeti usulca yaşlı kadının kapısının önüne bıraktı. Gazete dağıtıcılarının aceleci tavrıyla zile basıp içindeki yüksek tedirginlikle kapı açılmadan hızlıca uzaklaştı binadan. Kadın kapıyı açmamalıydı. Ya sakat değilse, ya Ümit haklıysa…

O günden sonra genç adam bir daha da kadına görünmedi. Onun gözlerinde gördüğü mutluluğa olan inancından dolayı her sabah aynı şekilde içi dolu beyaz poşeti kapının önüne gizlice bırakıp, zile basıyor ve kaçıyordu. 

Bu iş böyle yıllarca devam etti. Hiç kimseye anlatmadı. Yine bir sabah kahvaltısını yaptı. Poşeti hazırladı ve sokağa çıktı. Binaya girmek üzere kapıya doğru yönelince kalabalığı fark etti. Ciddi bir kalabalıktı bu. Belli ki kötü bir şey olmuştu. Kapının önündeki memura yaklaştı ve ne olduğunu sordu.

- Giriş katta yaşayan yaşlı bir kadın varmış. Dün sabah üst kattaki komşusundan aşağı inerken merdivenlerden kaymış ve kafasını basamaklardan birinin köşesine çarparak ölmüş. 

dedi memur. Dünyası başına yıkıldı genç adamın, elindeki ki beyaz poşet yere düştü. İçindeki süt şişesi kırıldı. Ümit haklı çıkmıştı ve o tam üç sene boyunca bir sahtekara hizmet etmişti. Neyse polis poşeti yerden aldı ve içine baktı. Aradığı parmak izini bulmuş bir dedektifin yüzünde oluşan ifadeyle merdiven boşluğuna doğru seslendi:

- Amirim beklenen kişi geldi…

Amir, dışarı seslendi:

- İçeri yolla!

Polis memuru genç adama:

- Amirim sizi bekliyor içeride…

diyerek genç adamı içeri yolladı. Ne olmuş olabilirdi ki? Şüpheliler listesinde adının geçtiğini duyan bir masumun sıkıntılı yüz ifadesiyle içeri girdi. Amir üzerinde ‘Sabah 8:15’te elinde süt şişesiyle gelen adama verilecek!’ yazan sarı zarfı,

- Bu mektup rahmetlinin üzerinden çıktı.

diyerek adama uzattı… Eski bir zarftı. İçinde bir mektup vardı. Ne olabilirdi ki? Az önce hezimete uğramış bir beden yeni bir sarsıntıyı kaldıramazdı. Mektupta aynen şunlar yazıyordu:

- Birine bir iyilik ya da kötülük yaparken, içinde zerre kadar şüphe oluşursa hemen vazgeç yapacağın iyilik ya da kötülükten. Sen her sabah kapıma bir ekmek, bir şişe süt ve kocaman bir şüphe bırakıp gidiyordun. Acı çekiyordun. Kapıyı açma ihtimalimden korkuyordun hep. Oysa ben sana sarılmayı ne çok isterdim. Oğlum demeyi, gözlerine bakmayı isterdim. Hesap yapmadan yaşa evlat ve yüzleşmekten korkma… Eğer iyi bir şey yaptığına inanıyorsan, yaptığın şey mutlaka iyidir. İyi bir şey yaparken acı çekenler, başkaları için iyilik yapanlardır. Hayatın boyunca kimse için hiçbir şey yapma, her ne yapıyorsan sadece kendin için yap; çünkü ben hep öyle yaşadım.

Etkilenmişti; ama yazılanlar kadının yalanının üstünü kapatmıyordu. Mektubu cebine koydu, çıkmak üzere kapıya yönlenirken üst kattan gelen yüksek bir ağlama sesiyle irkildi. Kadının biri ‘Benim yüzümden öldü, benim yüzümden öldü!’ diyerek hüngür hüngür ağlıyordu. Amire sordu:

- Bu ağlayan kadın kim?

Sabahtan beri olup biten her şeyden haberi olan amir, konuya tam olan vukufiyetiyle anlattı:

- Rahmetli iyi bir kadınmış. Her sabah bir şişe süt ve bir ekmek götürüyormuş üst kattaki bu yatalak komşusuna. Dün sabah yine götürmüş, dönerken koltuk değneklerinden biri kırılmış, yaşlı kadın o yüzden düşmüş merdivenlerden; ama aldırış etme, yaşlılar böyle olur. Ekmeği sütü kesildi ya ona ağlıyordur.

Genç adam küçük dilini yutmuş gibiydi. Üst üste aynı kişi hakkında taban tabana zıt bu kadar şeyi düşünmek… Hemen yukarı çıktı. Ağlayan kadına yaklaştı. Kimsesiz bir yatalaktı. Gözyaşını silip sarıldı ve elini öptü. Kadının gözlerinde ölen yaşlı kadının bakışları vardı. O günden sonra her sabah o yaşlı gözlere sinmiş bir tutam  mutluluğu da yanına alarak iş yerine gidiyor, sessizce Ümit’in yanındaki masasına oturuyordu. İsmini bile bilmediğim bu adam hakkında bildiğim tek şey, sabahları işe yarım saat geç gidip akşam da yarım saat geç çıktığıdır. Soranlara,

- Taşındım o yüzden!

diyormuş. Bir de geçen gün biriyle karakolluk olmuş, onu duymuştum. Adam şikayet dilekçesinde,

- Bu adam her sabah koca kaldırımı bırakıyor bizim camın dibinden dibinden yürüyor. Bir de pencerelerden içeri bakıyor dik dik! Sapık mıdır nedir?
yazıyormuş!

 

haber7

1/9/2007 ·

BU YAZIDAN BİZLERE ÇOK ŞEY DÜŞÜYOR

31/8/2007 ·

Pembe Candaner
 

Kırmızı ibikli küçük tavuk

Geçen hafta sizinle olamadım. Hala yurtdışındayım ancak Türkiye'deki gelişmeleri çok yakından takip ediyorum. Siyasi gelişmelerin oldukça yoğun olduğu geçen hafta, finansal piyasalar açısından da oldukça hareketliydi. Hafta boyunca Dow Jones, Nasdaq, FED'le haşır neşir olduk, kendi maliye bakanlığımızdan çok Japon Maliye Bakanlığı'nı takip edip çeşitli senaryolar ürettik. Tam bunlar yaşanırken, Boğaziçi Üniversitesi'nden öğrencim Birgül Öztürk Sevinçli'nin yolladığı hikaye aklıma geldi. Bir zamanlar, bir çiftlikte kırmızı ibikli küçük bir tavuk yaşarmış. Tavuk, kendi yiyeceğini kendisi bulur ve bu güzel çiftlikte çok mutlu bir hayat yaşarmış. Bir gün etrafta dolaşırken buğday taneleri bulmuş ve bunları ekerek daha çok yiyecek elde edeceğini ve zengin olacağını düşünmüş. Ancak buğdayları nasıl ekeceğini bilmediği için arkadaşlarından yardım istemiş: "Bu buğday tanelerini ekmek için kim bana yardım edebilir?" diye sormuş. Önce ördek cevaplamış: - Ben yardım edemem, ancak istersen sana kahve tohumu satabilirim. Buğday yerine kahve ekersen, çok para kazanır ve istediğin kadar buğday alabilirsin. Domuz oradan seslenmiş: - Ben de yardım edemem, ancak kahve ekersen ürünlerini ben satın alırım. Fare hemen atılmış: - Ben buğday ekiminden hiç anlamam, ancak kahve ekmek için gereken parayı sana borç verebilirim, paran olunca bana ödersin. Ticaretten ve tarımdan hiç anlamayan kırmızı ibikli küçük tavuk, bu sözler sonrasında, buğday ekmekten vazgeçip kahve ekmeye karar vermiş. Ancak kahve nasıl ekilir? Onu da bilmediğinden yine arkadaşlarından yardım istemiş: "Kahve ekmek için kim bana yardım edebilir?" diye seslenmiş. Ördek, "Ben bu konuda sana yardım edemem, ancak sana kahvenin çabuk büyümesi için gereken gübreyi satabilirim" demiş. Domuz, "Ben de kahve yetiştirmekten anlamam, ancak kahveleri zararlı böceklerden korumak için ilaca ihtiyacın olacak, o zaman istersen sana ilaç satarım" diye eklemiş. Fare hiç söze karışmadan durabilir mi? "Ekimde yardımcı olamam ama gübre ve ilaç için gereken parayı istersen sana borç olarak verebilirim" diye yanıt vermiş o da. Sonunda kırmızı ibikli küçük tavuk kahve ekmeye karar vermiş ve çalışmaya başlamış. Çalışmış, çalışmış, çalışmış gece gündüz demeden. Kahve yetiştirmek öyle sanıldığı gibi kolay değil, üstelik buğday yetiştirmekten çok daha zormuş. Kahveye buğdaydan daha fazla gübre ve ilaç gerektiriyormuş. Ama hikayemizin kahramanı, küçük tavuğumuz sonunda çok zengin olacağını hayal ederek çalışmış durmuş ve sabretmesini bilmiş. Sonunda beklenen an gelmiş ve hasat zamanı küçük kahramanımız için çok sevindirici olmuş. Gerçekten de çok miktarda ürün elde eden kırmızı ibikli tavuğumuz, kendisine yol gösterene akıl veren arkadaşlarına seslenmiş: "Hey arkadaşlar, kahvelerimi satmama kim yardım edecek?" Ördek, "Ben yardım edemem, ancak kahveleri işlemek ve paketlemek için benim fabrikama getirmelisin". Domuz, "Ben de yardım edemem, zaten her önüne gelen kahve ektiği için kahve fiyatları çok düştü, senin kahven beş para etmez". Fare: "Ben bu işlerden hiç anlamam, ayrıca sana verdiğim borçları ödeme zamanın geldi artık". Kırmızı ibikli küçük tavuk, sonunda acı gerçeğin farkına varmış ve buğday yerine kahve ekmenin büyük bir hata olduğunu geç de olsa anlamış. Anlamış anlamasına ama büyük bir borç içindeymiş ve yiyecek tek bir lokması bile kalmamış. Açlıktan ölmemek için çaresiz yine yardım istemiş arkadaşlarından: "Yiyecek bir kaç lokma bir şeyler bulmama kim yardımcı olabilir?" Ördek, "Ben yardım edemem, senin hiç paran yok ki". Domuz, "Ben de yardım edemem, zaten herkes kahve ektiği için buğday eken de kalmadı, anlayacağın hiç yiyecek yok". Fare, "Ben sana yiyecek bulamam. Ancak, bana borçlarını ödemediğin için para yerine senin tarlanı almak zorundayım, şayet iyi bir tavuk olursan, belki senin o tarlada boğaz tokluğuna çalışıp benim için buğday yetiştirmene izin verebilirim". Şimdilerde bizim kırmızı ibikli küçük tavuğumuz, artık farenin olan eski tarlasında buğday yetiştirip karnını doyurmaya çalışıyor. Hikaye böyle. Hikayeden çıkarılması gereken ders çok ve çeşitli. Herkes kendine göre dersini almalı. Hikayenin kaynağı mı dediniz? İngiltere'de ilkokullarda okuma kitabı olarak okutulan "The Little Red Hen" adlı kitap.

Sen çekip gitmek nedir bilir misin Bekir Amca?

27/8/2007 ·

Sen çekip gitmek nedir bilir misin Bekir Amca?
Geçmiş zamanlardı, Bekir Amca. Nazenin genç kızlar yurtlarından çekip gitmek zorunda kaldılar. İstemeye istemeye. Ayaklarını sürüyerek gittiler. Analarını son defa koklayarak. Çekip gittiler. Babalarına bir daha sarılamama korkusuna sarılıp gittiler.

Genceciktiler. Kelebek gibiydi kalpleri. Al aldı yanakları. Moldova’ya gittiler, meselâ. Dillerini anlamayan ve dinlerini bilmeyen adamlardan medet umdular.. Romanya’ya uçtular. Hollanda’da hasret çektiler. Orta Asya’nın demir perde artığı soğuk ve suskun şehirlerine çekildiler. Viyana’ya çekip gittiler. Niye mi? Dillerini bilen, dinlerini bilen, Bekir Coşkun amcaları gibi taze mısır ekmeğinin mis gibi kokusunu seven büyüklerinden, kırılgan hayallerine analık etmelerini bekledikleri kadınlardan, tazecik umutlarına babalık etmelerini umdukları adamlardan çektiler. Varlıkları, yere göğe sığmayan bir ayıpmış gibi sınıftan uzaklaştırıldılar. Sınavdan kovuldular. Umutlarını nokta nokta dizmeye hazırlandıkları kurşun kalemlerini gözyaşları içinde çektiler kâğıttan. Başları önde, çekip gittiler.

Çekip gitmesini bildi o incecik kızlar. Rantiye hesaplarının üzerine perde olarak çekilen laik-Müslüman çekişmesinin gerilimini 13-14 yaşlarındaki dal gibi kızların saçlarının ucuna bağladılar. Kızlar da “Bana mısın!” demediler, çektiler. Çekip gittiler. İhale takipçilerinin aç gözlerine sürme yaptığı “irtica geliyor!” tehditlerinin kapkara dehşetini 17’lik kızların omuzlarına yıktılar. Kaçmadı kızlar. Kaçamadılar. Çaresiz, çektiler. Ağlayacak gibi olsalar da, belli etmediler. Boylarını aşan hıçkırıklarını içlerine çekip gittiler.

Bazıları, okul kapısında bir kuytuya çekildi. İlk defa ulu orta. İlk defa herkesin göreceği yerde. Ak duvağının arkasına koymak üzere cevher gibi sarıp sarmaladığı saçlarını yağmalatırcasına. Sadece helâlinin bakışına sakladığı zülüflerini çamura yatırırcasına. Her defasında ilk defa yapıyormuşçasına gibi ezilerek. Utanarak. Çekinerek. Sıkılarak. Yutkunarak. Ağlayarak. Ağlamıyormuş gibi yaparak, başından örtüsünü çekti. Çekip gitti sınıfa. Bazıları da elini eteğini çekip gitti. Okuma hayallerini kirli bir mendil gibi katlayıp, köşelerine çekildiler. Şimdi, ülkenin aydınları olarak çıkacakları üniversite kapılarının önünden, başını örterse, kızını nerede okutacağını kara kara düşünen “oku(tul)mamış ev hanımları” olarak iç çeke çeke geçiyorlar. Yaralı geçmişlerini, ezilmiş gençliklerini hatırlıyorlar: Arkadaşlarının yanında aşağılanmışlardı, utandırılmışlardı. Kardeşçe sarmaş dolaş oldukları, sırdaş edindikleri başı açık arkadaşlarıyla aralarına s/ağır mı s/ağır setler çekmişlerdi. Başı açık olanlar da çekmişti. Onları da utandırmışlardı. Yanı başından kaldırılan arkadaşının ardından sınavı terk etme “delikanlılığı” ile sınavı verip okulu bitirme “pısırıklığı” arasında, vicdanları yalım yapalak bir oraya bir buraya çekilmişti. Okul kapısında bekletilen “kanka”larının yüzüne bakamadan, kendilerini en çetin hesaplara çekip de gitmişlerdi amfiye.

Kimisi hazırlık sınıfına başlayamadan. Kimisi diplomasına birkaç ay kala. Çekip gitmişti. Bekir amcalarının güzelce tarif ettiği o yeri, kendisi ya da eşi başörtülü ya da başörtüsüz olsa da, kendisi ya da anası/kızı/kız kardeşi çarşaflı yahut dekolte olsa da, “her insanın asla kovulamayacağı, kovuldukça kalacağı, gönderilmek istendikçe yerleşeceği, atıldıkça geleceği” o yeri arayıp durdular. Her defasında, karşılarında, “kamusal alan” uydurması etrafına çekilmiş dikenli teller buldular. Ülkelerinin orta yerinde, habire genişletilen ve nerede kardeşlik umudu varsa üzerine sünger çeken o dikenli tellerde kanadı hayalleri.

Dün ben de çekip gittim. Kamusal alandan rahmetsel alana attım kendimi. Medine’deyim. Başını örteni de, örtemeyeni de, örtmek istemeyeni de, örteni istemeyeni de huzuruna alan Muhammed-i Emin’in [asm] huzurundayım. Kin ve nefret çöllerinden kardeşlik vahaları yeşerten Sevgili’nin yurdundayım. Çekip gelse, Bekir Coşkun’u da R. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül kadar sımsıkı kucaklayacakları, kırk yıllık dost gibi ağırlayacakları, teklifsiz sofraya buyur edecekleri yer burası. Çekip gitmiş kızların, kendilerine çektiren büyüklerini görecek olsalar, ömürlerinde görmedikleri içten bir sevgiyle, her şeyi unutarak kucaklayacakları yer burası. Kardeşler arasına ayrıkotları dikenlerin ayakları altına gül dikenlerin bağı burası. Misilleme, rövanş ve intikam duygusunu yanağında serinleten O Gül’ün [asm] gülüşleri çoğalttığı yer burası. İstanbul’un sokaklarına serin huzurların taştığı pınar başı burası. Ankara’da komşuyu komşuya sevdiren sırrın doğum yeri burası. Bekir’i, Abdullah’ı, Tayyip’i birbirine kardeş yapan muhabbetin mayalandığı yer burası. Benim ülkemi de baştan başa dost sıcağıyla ısıtan Muhammedî medeniyet güneşinin doğduğu yer burası. s.demirci@zaman.com.tr

TÜRBANLI KADININ CİP KULLANMA HAKKI YOK MU?

27/8/2007 ·

Prof. Dr. Ümit Meriç'e göre yok! "Parası o kadar çoksa fakirlerin borcunu ödesin"

27.08.2007 09:45

Bir insan ya oruç tutar ya tutmaz, ya kapanır ya kapanmaz. Dinde taviz vermek olmaz, kim ne der diye!

KAPANDIĞI İÇİN ÜNİVERSİTEDEKİ GÖREVİNİ BIRAKAN PROF. ÜMİT MERİÇ:

Hayrünnisa Hanım, böyle bir maskaralığa asla prim vermez. Oruç tutmaya niyet ediyorum. Ama susayınca da su içeceğim. Olur mu? Bir insan ya oruç tutar ya tutmaz, ya kapanır ya kapanmaz. Dinde taviz vermek olmaz, kim ne der diye!

28 Ağustos günü, Türkiye için bir milat olacak. Buna milat demek ne kadar yerinde olur tartışılır gerçi, ama ilk kez bir türbanlı cumhurbaşkanı eşi karşılayacak konukları Çankaya Köşkü’nde... Kimine göre cumhurbaşkanlığı çelikten gömlek, ister eşi türbanlı olsun, ister açık, cumhurbaşkanı hep sistemi savunmak zorunda. Dolayısıyla türban sadece ayrıntı. Kimine göreyse türbanlı bir cumhurbaşkanı eşi, Türkiye’de müthiş bir toplumsal-kültürel değişimin sembolü... Öyle ya da böyle, Türkiye’nin gündemindeki en önemli sorun bu ve büyük olasılıkla yedi yıl boyunca da bu olacak.

Kişisel tarihini benzer bir şekilde yaşamış, çok sevdiği mesleğini inançları için bir kenara itmiş, aynı zamanda sosyolog bir hanımla bu konuyu konuşmak, meseleyi anlamak açısından manidar olur diye düşündüm. Türkiye’de sosyolojiye yerli bir nefes vermiş, ünlü düşünür Cemil Meriç’in kızı Prof. Ümit Meriç’in evinin yolunu tuttum. Çankaya’nın türbanını konuşmak için...

İntihar edecekti!

30 yaşında, intihar etmeyi düşündüğü bir gecenin sabahı duyduğu ezan sesiyle ilk namazını kılan Prof. Meriç, hayatının derin karanlığından böyle çıkmış aydınlığa... Hemen beş vakit namaza başlamış, oruç tutmaya da... Onu her şeyin simsiyah göründüğü bir kimlik bunalımı içinden çekip çıkaran Allah’ın kulu olduğunu anlaması olmuş...

Meriç’in hayatındaki ilk dönüm noktası bu... Bir diğeri ise sadece onu değil, hepimizi iliğimize kadar titreten Marmara Depremi... Bu kez, Allah’ın celalinin onda uyandırdığı ‘korkuyla karışık hürmet’ hayatını adadığı mesleğini bırakmasını getirmiş. Başka çaresi olmadığından... O gecenin sabahı kapanma kararı almış Meriç, artık profesörlük yapma şansının kalmadığını bile bile... Hemen vermiş istifasını İstanbul Üniversitesi’ne, girmiş tesettüre... Tesettür ruhunu daha da aydınlatmış, bir burukluk kalsa da öğrencilerinden kopmuş olmaktan... “Önce Allah’ın kuluyum, sonra hoca” diyor hâlâ...




Baş örtüsü bir inanç meselesi akılla ilgisi yok!

Kuran’da sizinki gibi kapanın deniyor mu?
Deniyor. Buna hiç şüphe yok. Nur Suresi’nin 31’inci ayetini okursanız tam ifadesini görürsünüz. Bunun şakası yok. Başını örtmek Müslüman kadın için Allah’ın emridir. Bunlar tartışılacak konular değil. Uygularsınız ya da uygulamazsınız. Kuran-ı Kerim’in, Allah’ın bize peygamberimiz vasıtasıyla gönderdiği bir metin olduğuna inanıyor musunuz? Yanıtınız ‘evet’ ise mesele yok. Açıp bakarsınız... (Bir Kuran getirip, okuyor) ”İnanan kadınlara söyle... Cazibe ve güzelliklerini açığa vurmasınlar ve bunun için baş örtülerini yakalarının üzerine salsınlar...” Son derece açık.

Burada türbanın tarifi yok ama...
Türban demeyiniz çok yanlış. Baş örtüsü...

Neden türban demek yanlış?
Vakko’nun türbanı var. Boynu açıkta bırakıyor ve arkadan saçları içine topluyor... Türban o, benimkisi değil.

Türkiye’de benim gibi pek çok kişinin türbandan anladığı ise sizinki gibi bir örtüş şekli. Bir de benim annemin örttüğü gibi, saçların gözüktüğü baş örtüsü var...
Doğrusu o değil... İslamiyet dini yeni gelmedi. 14 yüz yıldır uygulanıyor. Baş örtüsü sadece islamiyette de yok. Allah’ın bütün kitaplarında var. Yahudilik’te de kadınların başını örtmesi var, Hıristiyanlık’ta da... Batılı bütün büyük ressamların eserlerinde Meryem Ana’nın başı örtülüdür. Dindarlığın bir alameti olarak baş örtüsü var. Gidin ayin zamanı Samatya’daki Sulu Manastır’a, kadınların başı hep örtülüdür.

Bir tanım karmaşası var...
Hayır, yok. Saçınızı ve boynunuzu tümüyle kapatacaksınız.

İran’da da zorla baş örtme var, ona da fevkalade karşıyım

İran’da Müslüman kadınların saçları gözüküyor. Yani saçının bir teli bile gözükmeyecek şekilde kapanmıyor onlar...
Bir aslı vardır, bir de uygulaması... Saçın teli gözükmeyecek.

Ama Kuran’da da böyle bir tarif yok...
Saçınızın teli tabiri yok. Ama örteceksiniz.

İranlı kadın dini vecibesini yerine getirmiş olmuyor mu peki?
Onun kararını Cenab-ı Hakk verir. Ama onun da ilk soracağı sorunun bu olacağını hiç zannetmiyorum. Şuna da fevkalade karşıyım; İran’da da zorla baş örtme var.

Peki ‘Neden örtünmedin?’ sorusu sonuncu sıralarda mıdır sizce?
Hayır. Ama benim için, bir insanın başını örtmesinden sabah namazını vaktinde kılması daha önemlidir mesela. Benim kanaatim bu.

Baş örtüsü bir simge mi?
Baş örtüsünün simge olması ayıp bir şey değil. Miss Bush’un tayyör giymesi ne kadar tabii ise, Hayrünnisa Gül’ün de Müslüman olması hasebiyle başını örtmesi o kadar tabii bir şeydir. Bu şahsi bir tercihtir. Hiç kimsenin karışmaya hakkı yoktur.

Aslında Hayrünnisa Gül’ün türbanının bu kadar tartışılıyor olmasının sebebi Abdullah Gül’ün siyasi geçmişi. Milli Görüş’le olan bağlantıları... Yoksa başka bir cumhurbaşkanı adayının türbanlı eşi için bu kadar konuşulmazdı...
Bu tartışmalara giremem. Ama Çankaya’ya çıkıyor diye de türbanı modernleştirmek olmaz. Bu kimliksizleştirmektir. Hayrünnisa Hanım’ın da, bir Müslüman hanımefendi olarak böyle bir şey yapacağını asla düşünmem. Müslüman bir kadın başını bu şekilde örter.

Hayrünnisa Gül, böyle olduğu için güzel ve makbul

Yani türbanını modernleştirerek çıkmaz Çankaya’ya?
Hayır. Hayrünnisa Gül, böyle olduğu için çok güzeldir, çok makbuldür. Kişiliklidir. İslamın güzelliğini temsile yetkindir. Ben böyle kalacağından da eminim.

Türbanın modernleştirilmesi Çankaya’da bir takiyye midir?
Hayır. Türbanın takiyyesi olmaz. Hayrünnisa Gül böyle bir şeye kesinlikle tenezzül etmez.

Peki ya peruk?
Peruk da, modernleştirme gibi maskaralıktan ibarettir. Bu konularda taviz olmaz. Ben oruç tutmaya niyet ediyorum ama susadığım zaman da su içeceğim. Olur mu? Eğer başınızı örtmeye ve Allah’ın bir emrini yerine getirmeye karar verdiyseniz bunu uygularsınız. Tek yargı merci Cenab-ı Hakk’tır. Siz de bir kul olarak bu kararı bütünüyle uygularsınız. Dinde taviz olmaz, kim ne der olmaz!

O zaman perukla üniversiteye gitmeye de karşısınız...
Ben üniversiteden, eğitim görürken ayrılmadım. Profesörlükten ayrıldım, baş örtüsü nedeniyle. Ben mesleğimi terk ettim. Evet emeklilik maaşımı aldım. Ekonomik bir sorunum olmadı. Ama kim benim üniversitede öğrencilerime yeni öğrendiğim şeyleri anlatırken duyduğum lezzeti elimden alma hakkına sahip olabilir? Ben çok sevdiğim mesleğimi terk ettim. Çünkü kapanma kararı aldım. Allah’a bir söz verdim. Ben önce bir kulum, sonra profesörüm. Önce kul olduğum için profesörlüğü terk ettim. Profesörlük benim dünyevi mevkimdir, kulluk ise ezeli! Profesörlüğüm bu dünyada bitecektir. Ama kulluğum son nefesimi verdiğim andan sonra da devam edecektir.

Eğer serbest olursa baş örtüsü daha az takılır diyebiliriz

Ama bir dönem başı örtülü öğrencilerinize ‘Gerekirse başınızı açabilirsiniz’ demiştiniz...
9 Kasım 1998’di... Fakültenin önüne geldim. Baktım bir sürü polis, başı örtülü öğrencilerin etrafını sarmış, içeri sokmuyor... Kızlardan biri, ’Hocam bizi içeri almıyorlar’ dedi. Düşünün ben hocayım, o talebe. Ben onun annesi gibiyim. Hangi anne çocuğunun mağdur olmasını ister. “Bakın çocuklar” dedim, “Başınızı Allah’ın emri olduğu için örtüyorsunuz. Ama Allah’ın bir başka emri daha var. O da, beşikten mezara kadar ilim tahsilinin farz olduğu. Cenab-ı Hakk, bize hep ‘Niçin aklınızı kullanmıyorsunuz?’ diye hitap eder. Akıl da ilimle gelişir. Siz de ilim için buraya geliyorsunuz. O zaman bu iki farzdan birini tercih etmeniz lazım. Ama bu kararın sorumluluğunu ben üzerime alamam.” Şunu söyleyeyim, bu kadar insanın haklarına aykırı bir karara karşı Allah’ın bir emrini yerine getirerek üniversiteye gitmemeleri bence çok şahsiyetli bir duruştur. Allah’ın emirlerini kulların emirlerine tercih etmektir. Dolayısıyla tebriğe şayan bir tavırdır.

Profesörlüğü değil, Allah’ın kulu olmayı tercih ettim

Türbanın da modası var mı?
Yok. Ama kimisi içine bant takıyor, kimisi takmıyor. Benim alın şeklim takmayı gerektiriyor. Bazıları kare eşarp kullanıyor, ben dikdörtgen eşarp kullanıyorum. Bu herkesin kendi şahsi tercihi. Mesela ben çok renkli eşarp kullanıyorum. Allah güzeldir ve güzeli sever. Müslüman olmak demek pejmurdelik, sıradanlık demek değildir ki! Tam tersine Allah’ın izzetini en güzel şekilde temsil etmektir. Bir müslümanın son derece şık, bakımlı olması gerekir. Tabii, israfa kaçmadan... Mesela benim dolabım çok zengin değildir. Eğer yeni bir şey alırsam, kullanmadığımı hemen başkasına veririm. Ama kızımın dolabı öyle değil. Bakmaya utanıyorum. ’Hazal bunun hesabını nasıl vereceğiz?’ diyorum. 60-70 tane bluzu var. Müslüman’ın en hayırlısı ortada, vasat olanıdır. Yani hem şık, temiz, bakımlı olacaksınız, hem de müsrif olmayacaksınız. Benim dolabımda on taneden fazla elbisem yoktur. Çünkü fazlasına hakkım yok... Bazı şeylerin zekatını verememek korkusuna kapılıyorum. Mesela, yeni ev alacağım inşallah. Harem’de bir eve gittim. Kınalı’dan Dolmabahçe Sarayı’na kadar İstanbul ayaklarınızın altında. Baktım ve gözlerimi önüme eğdim. Dedim ki, ’Ben param yetse de bunu istemem.’ Ben bu güzelliğin zekatını veremem çünkü. Benim oraya her gün 40 misafir çağırmam lazım. Bunu başkalarıyla paylaşmam lazım. Bazı şeyler para meselesi de değil. İnsanlarla mutlaka paylaşmak mecburiyetindesiniz.

Cip kullanan baş örtülü kadınlar beni çok rahatsız ediyor

Sadece baş örterek Müslüman olunmuyor değil mi?
Çok hassas, çok zor bir şey Müslüman olmak. Ben MÜSİAD’ın Yüksek İstişare Heyeti’ndeydim. Orada bir konuşma yaptım ve dedim ki, “Beni en çok rahatsız eden, cip direksiyonundaki başı örtülü hanımlar.” Niye dediler? “Bir Müslüman’ın bu kadar aç insanın olduğu, kadınların bir ay iğne oyası yapıp 60 milyon kazandığı bir ülkede, bilmem kaç milyarlık cipin tepesinde dolaşmaya hakkı yok... Bir insan olarak muhakkak bir araba alınabilir. Ama bir cip? Bir Müslüman’ın cipe yatıracak parası olmamalı. Parası o kadar çoksa, gitsin İstanbul’un fakir semtlerine, ara sokaklarda dolaşsın, bakkallardaki o ekmek borçları nedeniyle kabarmış olan hesapları ödesin” dedim. Ve emin olun, bunu duyan çok zengin bir işadamının hanımı, cipini satmış ve bakkal, bakkal dolaşıp yoksulların hesaplarını kapatmış. Müslümanlık bu kardeşim! Yani, “Vakko eşarp mı alayım, yoksa Versace mi?” tartışması değil.



Babasının gören gözü oldu

Annesi kendi deyimiyle Çalıkuşları’ndan biri... Yani Cumhuriyet’in ilk yıllarında hayatını Anadolu’yu eğitmeye adamış idealist Türk kadınlarından... Tarih-coğrafya öğretmeni Fevziye Hanım... Babası, bu topraklardan beslenmiş, Türkiye’yi kendi dinamikleriyle anlamaya çalışan bir düşünür... Sosyolog Cemil Meriç... 38 yaşında gözlerini kaybetmiş, ama sonra daha da iyi görmeye başlamış. Çünkü sosyoloji sadece okuduğunuz teorilerle hayatı anlamak değil, halkın gönül gözüyle de görebilmeyi gerektirir... Cemil Meriç, gönül gözüyle görmüş, kızı onun gören gözü olmuş... Ümit Meriç gazeteleri, kitapları okumuş, o dinlemiş... Sonra o söylemiş, kızı yazmış... “Bu Ülke”, “Bir Dünyanın Eşiğinde”, “Jurnal”, “Mağaradakiler” ve daha pek çok eser böyle ortaya çıkmış...

Gardırop Müslümanlığı icat ettik

Keşke bütün Müslüman hanımlar sizin gibi düşünse...
Maalesef hep şekil... Gardırop Atatürkçülüğü gibi, gardırop Müslümanlığı icat ettik. Nasıl ki, Atatürkçülüğü kıyafete indirgeyen bir Atatürkçü kesim varsa, İslamiyeti de kıyafet üzerinden tartışan bir islami kesim var. Bizim bu şekilleri kırıp ruha nüfuz etmemiz lazım. Allah’ın kulu olduğumuzu, ölümlü olduğumuzu idrak etmemiz, bütün mahlûkata şevkat, sevgi ve saygı duymamız lazım. Bakın kainatı da ne kadar kötü kullandık. Biz bu dünyaya layık olamadık. Şu susuzluk bize verilen ceza değil mi? Hangi dünyevi sistem global ısınmanın sonunu getirebilecek?

Göle, sosyolojinin imparatoriçesi

Nilüfer Göle, ’Türban banalleşecek diye bekliyorum“ diyor. Katılıyor musunuz?
Bu Nilüfer Göle’nin bakış açısı. Kendisini çok da severim, sayarım. Dünya sosyoloji imparatoriçesi diye, ’Dualar ve Aminler’ kitabımı imzalayıp gönderdim. Ama o reelden bahsediyor ve bir sosyoloğun söyleyeceği şeyleri söylüyor. Bense idealden bahsediyorum. Ben o aşamaları geçtim. Sosyoloji profesörlüğünü geçmişte bıraktım. Şu anda bütün meselelere Allah’ın kulu olarak bakıyorum. Dolayısıyla sosyolojik bakış açısı bana çok basit, çok kısır, çok dünyevi geliyor.

Peki türban serbest olursa daha az takılır diyebilir miyiz?
Diyebiliriz. Belki sıhhatli olanı da odur. Takan herkes kendi karar verdiği için takar. Ve daha da ciddiyetle takar. Çünkü bu bir iddiadır. ‘Ben yalan söylemem, ben zina yapmam, ben hırsızlık yapmam, ben fakirlere yardım ederim’ demektir.

Kızımın başı açık ama ört diyemem

Ümit Meriç, “Başı açık diye hiç kimseyi yargılayamam. Herkes takdiri neyse öyle yaşar” diyor ve ekliyor: “18 yaşındaki kızım Hazal’ın da başı açık. Bu zamana kadar ört demedim. Demem de... Kimse bana ‘başını ört’ demedi. Bu kararı kendim aldım. Çünkü bu karar kul ile Allah arasında. Bizzat insanın kendisi tarafından alınmalı.”

VATAN


« Önceki :: Sonraki »